Vicdan mı diyelim cüzdan mı, siz söyleyin!

Şu ekonomik kriz ortamında öyle bir problemin içine düştük ki, lütfen bize akıl verin! Bir yanda artan fahiş kiralar ve geçim derdi, diğer yanda ise pırlanta gibi bir kiracı ailenin geleceği… Biz iki öğretmen olarak cüzdanımızdaki boşlukla vicdanımızdaki doluluk arasında sıkışıp kaldık. İyilik yaparken kendi çocuklarımızın geleceğinden mi çalıyoruz, yoksa insanlığımızı mı kurtarıyoruz? İşte bizim “insaf” ve “hesap” arasındaki zorlu yolculuğumuz.

Paha biçilemez bir sağlık tercihi

Bundan dört yıl önce, hayat pahalılığı bu kadar belimizi bükmemişken, ikinci çocuğumuzun sürpriz gelişiyle küçük apartman dairemize sığamaz olduk.

Büyük yavrumuzun astım sorunu vardı. Doktorlar temiz hava ve toprak diyordu. Biz de fedakârlık yapıp şehir merkezinden uzak, bahçeli mütevazı bir ev tuttuk.

Kendi evimizi kiraya verdik, üzerine maaşımızdan ekledik ve çocukların sağlığı için yola çıktık. Gerçekten de doğa mucizesini gösterdi; kızımızın astım sorunu yok denecek kadar azaldı.

Sadece bu sonuç bile yaptığımız seçimin ne kadar isabetli olduğunun en büyük kanıtıydı.

Pırlanta gibi bir aile: Kötülük görüp iyiliği seçenler

Kendi evimizi de aynı bizim gibi iki çocuğu olan, asgari ücretin biraz üzerinde çalışan genç bir aileye verdik. Bir görseniz, pırlanta gibi insanlar…

Kadın yetiştirme yurdunda büyümüş, koruyucu aile yanında zorluklar çekmiş. Eşi ise yoksulluğun içinde kendi kendini yetiştirip evin direği olmuş.

Çektikleri hiçbir çile onları kötü insan yapmamış. Aksine, kendi yaşamadıkları o sıcak yuvayı çocuklarına kurmak için gece gündüz didiniyorlar.

Biz bahçeli evimizde, onlar bizim küçük dairemizde dört yıl boyunca huzurla yaşadık.

Ekonomik kriz kapıyı çalınca

Ancak devran döndü. Bizim ev sahibimizin kiraya yaptığı fahiş zam, artan kreş ücretleri ve hayat pahalılığı bizi artık nefes alamaz hale getirdi.

Artık önümüzdeki ayın hesabını bile yapamaz olunca, hiç istemesek de kiracılarımızdan evi tahliye etmelerini istemeye karar verdik.

Kendi evimize dönecek, o aradaki kira farkından kurtulacaktık.

Bir akşam niyetimizi söylemek için onlara gittik. Ancak o akşam yaşananlar, tüm planlarımızı alt üst etti.

“Sokağa mı atalım şimdi?”

Tam konuyu tahliyeye getirecekken eşim sözümü kesti.

O küçücük evin içinde, sadece çocukları üşümesin diye tek odada doğalgaz yakan, banyoları buz gibi olan ama yüzlerindeki o asil gülümsemeyi kaybetmeyen aileyi görünce sustu.

Apartmandan çıkarken bana döndü ve:

“Görmüyor musun hallerini, yorgunluktan bitmişler. Ne yapalım, sokağa mı atalım onları? Önce onlar için bir çare arayalım, hemen bunalıma sokmayalım insanları” dedi.

Ben “Peki biz ne olacağız?” diye sitem etsem de, içten içe ona hak veriyordum.

Huzurla uyuyabilmenin bedeli

Onlar için ev aradık ama nafile; piyasa uçmuştu. Eşim beni karşısına alıp o unutulmaz konuşmayı yaptı:

“Bak, biz zorlanıyoruz ama bir mülkümüz var. Çıkmaza girsek başımızı sokacak yerimiz hazır. Ama bu insanlar çaresiz. Biz bu evi lüks için tutmadık, kızımızın sağlığı için buradayız. Şimdi onları evden çıkarınca biz o yastığa başımızı koyup huzurla uyuyabilecek miyiz? Ben bir çaresine bakacağım.”

Çok geçmeden eşim hafta sonları için ek bir ders verme işi buldu, ben de ona destek oluyorum.

Sosyal hayatımız bitti, birbirimizin yüzünü göremez olduk ama kiracılarımızı o kış ortasında yerinden etmedik.

Bu kadar empati “enayilik” mi?

Bazı arkadaşlarımız bize “Siz enayi misiniz, bu devirde kimse kimseyi düşünmez” diyor.

O anlarda bazen isyan edesim geliyor. “Bunca sıkıntıyı çektiğimize değiyor mu?” diye soruyorum kendime. Başkalarının çocuklarını korurken, kendi çocuklarımızın geleceğini tehlikeye mi atıyoruz diye korkuyorum.

Geceleri eşimle birbirimize sarılıp huzurla uyuyoruz, evet ama bir yandan da bu yükün altında eziliyoruz.

Doğrusunu mu yapıyoruz, siz söyleyin

Vicdanımızla cüzdanımız arasında sıkışmış bir halde direniyoruz.

Çoğunluğun “Kendi hayatına bak, devir ekonomi devri” dediği bir dünyada, biz insan kalmaya çalışıyoruz. Ama bu doğru mu, yoksa fazla mı romantik bir yaklaşım, onu bilemiyoruz.

Siz olsanız ne yapardınız?

Vicdan deyip dişinizi tırnağınıza takıp başkaları için mi çabalardınız, yoksa cüzdan deyip kendi rahatınıza mı bakardınız?

Gerçekten akla ihtiyacımız var…

Bu hikâyede kendinden bir parça bulduysan aşağıya yorum yazabilirsin. Ya da taşıdıkların ağır geliyorsa anonim kalarak “Dök İçini” butonunu tıklayıp yükünü bırakabilirsin. Kim olduğun değil, ne hissettiğin önemli.💬✨

1 yorum

comments user
Anlat Kurtul

Vicdan derdim.

Yorum gönder

GÖZDEN KAÇMASIN