Sırt çeviren dostlar, yanımda kalan düşmanlar!
Boşanma sonrası yalnız kaldığını sanan bir adamın, gerçek dostluğu hiç beklemediği insanlarda bulmasının samimi ve düşündüren hikâyesi.
Ben de şimdi size ters köşe yapıyorum; düşman bildiklerim dost çıktı. Nasıl mı? Buyurun anlatayım…
Beş sene kadar önce tencere-kapak olduğumuzu sandığım bir kadınla tanıştım.
Övünmek gibi olmasın; ben yakışıklı, o güzel… İkimiz de işinde başarılı, biraz serseri ruhlu bir çift olduk kısa sürede.
O kadar âşık olmuştuk ki bir günü bile ayrı geçiremiyorduk. Bir gün “E, evlenelim o zaman” dedi. Bir dakika bile düşünmeden kabul ettim. Evleniverdik.
Goy goy dolu günler
Ben pek öyle site hayatını seven biri değilimdir ama üç çift ve birkaç bekâr arkadaşım yaşadıkları sitede ev tutmamız için çok ısrar etti.
“Gelin işte, hep beraber eğleniriz” dediler. Sevgilim de hiç itiraz etmedi. Evi tuttuk, taşındık ve goy goy dolu hayatımız başladı.
İlk zamanlar nasıl eğlendik anlatamam: Bahçede mangallar, uzun kahvaltılar, tavla turnuvaları, basket maçları, hafta sonu kamp kaçamakları… Sevgilim de arkadaş grubuyla harika bir uyum yakalamıştı.
Hatta kısa sürede hepsiyle benden daha samimi olmuştu. Tabii bunun sebebinin üstün manipülasyon yeteneği olduğunu o zamanlar henüz bilmiyordum.
Cicim ayları bitince
Zaman akıp giderken evliliğimizin cicim ayları da sona erdi. Küçük anlaşmazlıklar büyümeye başladı. Nazlı sevgilimin istekleri önce kaprise, sonra dayatmaya dönüştü.
Ben kötü alışkanlıkları olan biri değilimdir ama fazla kısıtlanmaya da gelemem. Ona göre içimdeki “maço” ortaya çıkmıştı.
Benim onsuz yapmak istediğim her şey -koşuya çıkmak bile- sorun haline geliyordu. Boğulmuştum.
Çabuk parlayan biri olduğum için haklıyken haksız duruma düştüm, kendimi anlatamaz hale geldim. Evlilik kararım gibi boşanma kararım da hızlı oldu.
İğneden ipliğe her şeyin parasını ödediğim evden yalnızca kişisel eşyalarımı alarak çıktım.
Yalnızlık ve sessizlik
Aynı sitede acilen küçük bir ev tuttum. Bir şilte ve bir sehpadan başka hiçbir şeyim yoktu. Alacak gücüm de…
Eski evden sadece bir sallanan koltuk ve küçük masa istemeye kalkınca maddiyatçılıkla suçlandım. Varlıklı bir aileden gelen eski eşim ise kendini mağdur ilan etmişti.
Tartışmayı uzatmadım. Sustum.
Ama asıl kırıcı olan şuydu: Benim arkadaş grubum dediğim insanlar bir kez bile ne olduğunu sormadı. Hepsi onun anlattıklarına inanmış, benimle selamı sabahı kesmişti.
Bir ara kendimi savunmayı düşündüm. Sonra vazgeçtim. Dinlemek istemeyen insanlara neyi anlatacaktım ki?
Dağılma dönemi
Sonrası biraz derbeder geçti. Alemlere aktım, şehirden uzaklaştım. Rap-arabesk şarkılar eşliğinde dünyaya isyan ettiğim bir dönemdi.
Yaklaşık iki ay sonra o lanet siteden taşınmaya karar verdim. Artık toparlanmalıydım. Tam ev bakarken telefonum çaldı. Aylardır açmadığım bir numara ısrarla arıyordu.
Gerçek dostluk kapıyı çalınca
Açtım. “Ben Erdem. Ali ile seni merak ettik, nasılsın?” dedi telefondaki ses. Gözlerim doldu.
Çünkü Erdem ve Ali, grubun pek sevmediği iki ev arkadaşıydı. Hatta eski eşim onların sinsi ve içten pazarlıklı insanlar olduğunu söylemişti. Ben de tanımaya hiç uğraşmamıştım.
Akşam hava almaya çağırdılar. Küçük bir çilingir sofrasında buluştuk.
Beni dikkatle dinlediler. Hakkımda çok şey duyduklarını ama bir de benden dinlemek istediklerini söylediler. O an, nasıl bir manipülasyonun içinde kaldığımı net şekilde fark ettim. Meğer WhatsApp grubundan kovulmuşum. Bundan bile haberim yokmuş.
Kanka koltuğu
“Yahu birader,” dediler, “sen niye taşınıyorsun? Kaçmanı gerektirecek bir şey yapmamışsın ki.” Yaşadıklarımı biraz ti’ye alınca kendime geldim. Haklıydım. Gitmeyecektim.
Sonra o “sinsi” sandığım insanlar evlerinden eşya taşımaya başladılar. Eksik ne varsa tamamladılar. Ama en anlamlı hediyeleri, “kanka koltuğu” adını verdikleri sallanan koltuktu.
Geç gelen farkındalık
Hatırımı bile sormayan eski arkadaşlarım gözümde değersizleşmişti. Aylar sonra dönüp baktığımda, değmeyecek insanlar için ne kadar üzüldüğüme şaşırdım. Önyargıyla yaklaştığım iki insan ise hayatımın en sağlam dostları olmuştu.
Aynı sitede iki yıl daha yaşadık. Sonra hayat bizi farklı semtlere savurdu ama hâlâ görüşür, arada bir çilingir sofrasında eski günleri anarız.
Hayatın öğrettiği
Bugün dönüp baktığımda bazen “Ne salakmışım” diyorum. Sonra düşünüyorum: İyi ki öyleymişim.
Çünkü hayat bana sadece dost sandıklarımızın düşman çıkabileceğini değil, düşman sandıklarımızın dost olabileceğini de öğretti.
Ve o sallanan “kanka koltuğu”, bir gün gerçek dostluğun ne demek olduğunu anlatmak için evimin baş köşesinde çocuklarımı, belki de torunlarımı bekliyor….
Sosyoloji & Psikoloji Notu: İnsanları elerken, yoksa yapayalnız mı kalıyoruz?
Sosyal Gelişim psikolojisi teorisiyle tanınan psikolog Erik Erikson, yetişkinlik dönemini “yakınlık kurmaya karşı yalıtılmışlık-izolasyon” çatışmasıyla tanımlar. Der ki; “bu yaşlarda insanlarla güvene dayalı, derin ve anlamlı bağlar kuramazsak, kaçınılmaz olarak koca bir yalnızlık hissine kapılır ve kendimizi dünyadan soyutlarız.”
Bugün ise modern dünya hepimizin kulağına aynı konforlu sloganı fısıldıyor: “Sana en ufak bir zarar veren, iyi gelmeyen herkesi tek kalemde sil, hayatından çıkar.” Evet, toksik ilişkilerden kaçmak ruh sağlığımız için bir ihtiyaç. Ama acaba biz bu kaçış esnasında tahammül sınırımızı tamamen sıfırlayıp, en ufak bir pürüzde veya başkalarının manipülatif fısıltılarıyla insanları kolayca etiketleyip harcıyor olabilir miyiz? “Eleyerek özgürleşiyorum” sandığımız o yolun sonu, aslında kendi ellerimizle inşa ettiğimiz koca bir yalıtılmışlık adası mı?
Paylaşımcımız adeta, Erikson’ın bahsettiği o yalıtılmışlık girdabının dibine çökecekken, önyargıyla bakıp “sinsi” diye etiketlediği iki insanın uzattığı elle hayata tutunuyor. Onu o pırıltılı sitenin, herkesin birbirini çok sevdiği goy goy masaları değil; mutfaktaki o iki eski sandalye ve “kanka koltuğu” kurtarıyor.
Ancak belki de modern zamanların bizi çabuk tüketen, hızlıca harcatan çarklarına kapılmadan önce durup bir bakmalıyız. Hayatımızdaki pürüzleri temizlerken, kalbimizi koca bir izolasyona mahkum ediyor olabilir miyiz?
Bu hikâyede kendinden bir parça bulduysan aşağıya yorum yazabilirsin. Ya da taşıdıkların ağır geliyorsa anonim kalarak “Dök İçini” butonunu tıklayıp yükünü bırakabilirsin. Kim olduğun değil, ne hissettiğin önemli.💬✨
Yorum gönder