Kedin mi yok, derdin çok!

Yatakta uyuyan iki kedi ve huzurlu bir anne figürü

Bekâr bir anne olarak ekonomik kaygılarla mücadelem ve kedilerinden öğrendiğim hayat dersi…


Bazen hayatın ağırlığı omuzlarıma öyle sessizce çöküyor ki ne zaman başladığını bile fark etmiyorum. Her şey yolunda gibi görünürken içimde sürekli çalışan bir hesap makinesi var sanki: Kira ne olacak, market fiyatları nereye gidiyor, işimi kaybeder miyim, çocuğumun geleceği için yeterince güçlü müyüm?

Hayatın belirsizliğiyle baş etmek

Sekiz yaşında bir çocuk annesiyim. Bekâr bir anne. Alt-orta gelirli, düzenli ama yorucu bir işte çalışıyorum. İşimi seviyorum aslında; en azından bugün için çocuğuma bakabiliyor olmak bana güç veriyor. Ama şehir hayatı artık insanı sadece yaşamak için bile sürekli tetikte tutuyor.

Maaş yatıyor, daha ben dokunmadan eriyor. Gelecek dediğimiz şey ise sisli bir yol gibi: Yürüyorsun ama önünü tam göremiyorsun.

Eskiden böyle değildim. Elindekine şükretmeyi bilen, küçük mutluluklarla yetinebilen biriydim. Hâlâ öyle olmaya çalışıyorum ama belirsizlik insanın zihnine sinsice yerleşiyor. Özellikle çocuk büyütüyorsan… Kendin için korkmuyorsun, onun için korkuyorsun.


Bekâr anne olmanın kırılganlığı

Bir de kalp kırıklıkları var tabii. Bir zamanlar ömür boyu süreceğine inandığım evliliğim, eşimin başka biriyle gitmesiyle bitti. Sonradan öğrendim ki o kadınla evlenmiş, başka bir şehirde yeni bir hayat kurmuş.

Maddi durumu benden çok daha iyi olmasına rağmen çocuğumuzun masrafları söz konusu olunca eli hep sıkı. Ne zaman ekstra bir ihtiyaç çıksa, “Benim başka bir çocuğum daha var” cümlesiyle karşılaşıyorum. Sanki yaşananların sorumlusu benmişim gibi.

İlk zamanlar bu durum içimi paramparça ediyordu.Sonra şunu fark ettim: Kırgınlık insanı ayakta tutmuyor, sadece yoruyor. Ben de enerjimi kendime ve çocuğuma yetmeye harcamaya başladım.

Huzurun küçük öğretmenleri

Aslında değişim bizim evde Karamel ile başladı. Oğlum bir gün okuldan gelirken bahçede diğer çocukların hırpaladığı küçücük bir yavru kediyi kucağına alıp getirdi. “Anne bunu bırakamayız” dedi. Haklıydı.

Bir yıldır bizimle yaşıyor Karamel. Sonra Pamuk katıldı aramıza. Nasıl oldu anlamadım ama evimiz bir anda üç kişiden dört kişiye çıktı. Başta sadece birer evcil hayvan olduklarını düşünüyordum. Meğer hayat öğretmenim olacaklarmış.

Akşamları işten yorgun argın eve geliyorum. Yemek, ödevler, bulaşık, çamaşır… Gün bitiyor ama zihnim bitmiyor. Ancak yatağa uzanıp birkaç sayfa kitap okuyunca gevşeyebiliyorum. Tam uykuya dalacakken ikisi de gelip yanıma kıvrılıyor.

Sonra onları izliyorum. Uzanmışlar. Huzur içindeler. Bir sonraki öğünde yemek olacak mı diye düşünmüyorlar. Yarın nerede yaşayacaklarını hesaplamıyorlar. Seviliyor muyum, yeterli miyim, geleceğim güvende mi diye sorgulamıyorlar. Gam yok. Kasavet yok. Güç savaşı yok. Sadece var olmak var.

İşte o an bir şey fark ediyorum: Ben henüz yaşanmamış ihtimaller yüzünden bugünü kaçırıyorum.

Kaygıyı kedilerden öğrenmek

Karamel ve Pamuk bana tuhaf bir bakış açısı kazandırdı. Onlara baktıkça şunu düşünmeye başladım: “Ben varsam onların kaygılanmasına gerek yok. Onları koruyup kollayacağımı biliyorlar.”

Sonra zihnim sessizce şu soruyu soruyor: Peki ya bizi koruyup kollayan bir güç varsa?

Belki de hayatın tamamını kontrol etmek zorunda değilim. Belki de her şeyi tek başıma taşımaya çalışmak gerekmiyor. Bu düşünce beklemediğim bir huzur bıraktı bende. Şükretmenin ne demek olduğunu yeniden hatırladım. Kaygı tamamen kaybolmadı elbette. Ama artık beni yönetmiyor.


“Paran yoksa neden kedi bakıyorsun?” diyenlere

Sosyal medyada bazen şu yorumlara rastlıyorum: “Paran yoksa hayvan bakma.” Her gördüğümde hem üzülüyorum hem kızıyorum. Çünkü onların yediği mama parası ne kiraya gelen zammı karşılar, ne faturaları öder. Ama onların eve getirdiği huzur, neşe ve denge… İşte onun maddi bir karşılığı yok. Onlarla sadece yemeği paylaşmıyoruz; hayatı paylaşıyoruz.

Bazen insan kendi zihninin yükünü kendisi yaratıyor. Kediler bana bunu öğretti: Gereksiz ağırlıkları bırakmayı.Şimdi biri bana hayatla nasıl baş ettiğimi sorsa şöyle diyorum: “Biraz daha kedi gibi yaşamayı öğreniyorum.” Onların umursamaz görünen ama aslında güven dolu hâli beni rahatlatıyor.

Belki de gerçekten Tanrı misafiri olarak girdiler hayatımıza. Bana yavaşlamayı, anda kalmayı ve sahip olduklarıma bakmayı hatırlatmak için. Ve artık biliyorum ki bazen insanın en büyük terapisi, sessizce yanında uyuyan iki küçük kalp olabiliyor.

Bu hikâyede kendinden bir parça bulduysan aşağıya yorum yazabilirsin. Ya da taşıdıkların ağır geliyorsa anonim kalarak “Dök İçini” butonunu tıklayıp yükünü bırakabilirsin. Kim olduğun değil, ne hissettiğin önemli.💬✨

1 yorum

comments user
Anonim

Bütün hayvanları çok seviyorum. Kediler ise bambaşka 😺

Yorum gönder

GÖZDEN KAÇMASIN