Koca koca yalanlar ve gündelik hayatın boğucu simülasyonu!

Gündeme yabancılaşma ve onurlu bir hayat mücadelesine dair görsel

“Para, statü ve popülarite uğruna bunca rezilliği göze almaya gerçekten değer mi? Gündelik hayatın boğucu atmosferine karşı onurlu bir hayat sorgulaması…”

Sabah marketten iki simit alayım dedim. Kasada kasiyer “64 lira” deyince durakladım. “Bir yanlışlık olmasın, simit 32 lira mu oldu?” diye sordum. Kasiyer yüzüme burukça bakıp, “Maalesef” dedi. Her zaman alışveriş yaptığım, güya “ucuz” zincir marketlerden biriydi.

Kasiyer devam etti: “Benim de en sevdiğim şey simittir. Çalışmayıp evde otursam kesinlikle almam. Ama buraya gelince kokusuna dayanamayıp alıyorum. Çok para tutuyor valla…”

Elimde simit poşetiyle yolda yürürken içime sinsi bir sıkıntı çöktü. Aylardır pahalılıktan dolayı almaktan vazgeçtiğim, hayatımdan çıkardığım ürünler arasına “simit” de eklenmişti. Simit almak artık “lüks” veya “gereksiz harcama” kategorime girmeye başlıyordu. İnanılır gibi değildi. “Simit ya, altı üstü bir simit…” dedim kendi kendime. Onurlu bir hayat

At izinin it izine karıştığı ekranlar

Eve geldim, çayı demledim. “Bir bakayım dünyada ne oluyor” diyerek televizyonu açtım. Ülkede siyaset dünyası malum, tam bir cadı kazanı. At izi it izine öyle bir karışmış ki…

Haber bülteninden çıkarabildiğim tek sonuç şu oldu: Yalan söyleyenin de, doğru söyleyenin de bir yerlerde mutlaka yalan söylediği.

Siyasetin bu karmaşasında bir vatandaş olarak yapmam gereken en mantıklı işin, sandığa gidip verdiğimiz oya sahip çıkmak olduğunu düşünmüştüm hep. Ama biz oyumuza sahip çıkmaya çalışırken, adam partisini satıp dün karşı çıktığı partinin elini eteğini öpüyor.

Detaya fazla inmeye gerek yok, rezillik diz boyu. Bu tablodan çıkarılabilecek tek sağlıklı öngörü; çok zaman geçmeden simidin 32 değil, 132 liraya fırlayacağı. Ama vatandaşın gerçek derdi kimin umurunda, hiç bilemiyorum.

Her şey yalan!

Aynı ülkede yaşadığımızdan emin olamıyorum

Ekrandaki bu yalanlardan kaçmak için biraz YouTube’da gezineyim dedim. İlgimi çeken bir video başlığına denk geldim; hem kafa dağıtırım hem de insanlar neyle ilgileniyor diye kulak kabarttım.

Karşıma çıkan şey; yalanlar üzerine kurulu hayatlar ve bundan nemalanan onlarca magazin figürü oldu. Bir de bunları ciddi ciddi tartışan, ahlak bekçiliği yapan binlerce insan…

Komik, daha doğrusu trajikomik bir olayı anlatayım: Eski ünlülerden bir kadının, şu an birlikte olduğu adamla ilişkisinin, adam henüz evliyken başladığı ortaya çıkmış. Sosyal medya yıkılıyor; herkes kadını kınıyor, “yuva yıkanın yuvası olmaz” diye ahlak dersleri veriyor, aldatılan kadına acıyor. Fakat birkaç gün sonra bir gerçek daha patlıyor: O herkesin acıdığı, bağrına bastığı eski eş de zamanında bu adamla, adam bir başkasıyla evliyken sevgili olmuş!

Herkes hayal kırıklığı, sitemler havada uçuşuyor. İnsan anlamakta güçlük çekiyor: Yuva yıkan da yalancı, yuvası yıkılan da… Birileri simit fiyatının derdine düşmüşken, birileri el alemin yatak odasını mesken tutmuş, ömrünü bunlarla tüketiyor. Aynı ülkede, aynı gökyüzünün altında yaşadığımızdan emin olamıyor insan.

Düzgün ölmek bile lüks

32 liralık simidi çaya batırıp yemeye çalışırken bir arkadaşım aradı. Çok bunaldığımı söyleyip laf olsun diye, “Aman, ölsek de kurtulsak” dedim.

Arkadaşım durdu ve şöyle dedi: “Bu ülkede rahat rahat ölemiyorsun bile be canım. Cesedine iftira atıp üzerinden para, tıklanma ve beğeni kazanmaya çalışıyorlar.”

Geçen gün gencecik yaşta aniden hayatını kaybeden o oyuncu kadını kastediyordu. Söz ederken bile içim sıkılıyor.

35 yaşında bir kadın ölmüş; arkasından “yok alkolle antidepresan almış”, “yok kötü yaşam tarzı varmış” diye iftiralar havada uçuşuyor. Dijital leş kargaları ölümden bile prim kasıyor. Herkes güya her şeyi biliyor ama sabah kalkıp öğleden sonra bu dünyada olmayabileceğini bir türlü anlayamıyor.

Gerçek güç nedir?

Düşünüyorum da; hayatın her alanında bunca sahtekârlığı, bu rezillikleri yapmayı insan neden göze alır?

Para, şöhret, popülarite, statü, güç? Bulabildiğim en kestirme cevap: Güç ve bu gücü sağlayacağı düşünülen o sinsi araçlar.

Peki insan neden bu kadar güçlü olmak ister? Doğası gereği hayatta kalmak için. Çünkü evrim, güçlü olanın hayatta kaldığı bir sistemdir.

Peki güçlü olmak için paraya, para için bunca rezilliği göze almaya gerçekten gerek var mıdır?

Tek kelimeyle şundan eminim: Koca bir hayır. Çünkü bu hayatta bugün milyonlara hitap eden politik bir figürseniz bile, ertesi gün kendinizi bir hücrede bulabiliyorsunuz. Milyon dolarlık servetinize bir gün içinde birileri gelip el koyabiliyor. Popüler bir figürseniz bugün göklere çıkarılıp, yarın yerin dibine sokulabiliyorsunuz. En önemlisi de; hiçbir güç, hiç kimseyi sonsuza dek hayatta tutmaya yetmiyor. Azrail her gücü eşitliyor.

O halde gerçek güç, insanın iç huzuru olmalı. Yalansız, dolansız, hak yemeden sürdürülmüş onurlu bir hayat. Çünkü büyük ihtimalle uzun yaşamak sadece bir yanılsama. Belki de huzurla yaşanmış o kısa sandığımız ömür, başkalarına zulmederek yaşanmış kirli bir ömürden çok daha uzundur.

Bu huzuru sağlayan, onurlu bir hayatı herkesin tercih etmesini diliyorum.

Simit 132 lira olmadan önce…

Bu hikâyede kendinden bir parça bulduysan aşağıya yorum yazabilirsin. Ya da taşıdıkların ağır geliyorsa anonim kalarak “Dök İçini” butonunu tıklayıp yükünü bırakabilirsin. Kim olduğun değil, ne hissettiğin önemli …💬✨

Yorum gönder

GÖZDEN KAÇMASIN