Deli olan ben değilmişim! Toksik Aile ile başa çıkma hikâyem!

Yakınlarım tarafından sürekli “psikolojik sorunlu” ilan edilip köşeye sıkıştırıldığım, kendi hakikatimden şüphe ettirildiğim o zor günlerden nasıl geçtiğimi anlatmak istedim. Eğer siz de aileniz içinde haksız suçlamalarla akıl sağlığınızdan şüphe ettiriliyorsanız, bu hikâyede kendinizden çok şey bulacaksınız...

Dışarıdan sevgi seli, içeriden koca bir yalan

“Deli olan ben değilmişim hah hah haaa!” diye başlamak istiyorum söze. Yakınları tarafından “psikolojik sorunlu” olduğu iddia edilip zora düşenler varsa toplansın, anlatmaya başlıyorum:

Annem çocukları arasında ayrım yapan, evlâtlarının bir arada olmasından hiç mutlu olmayan biri.

Etrafa karşı ailesinin, çocuklarının kendisi için ne kadar değerli, vazgeçilmez olduğunu anlatıp durur. Ama çocuklarını sağlam bir kardeşlik bağıyla yaşatmayı asla istemez.

Dostlar, akrabalar, hatta en yakınımızdaki insanlar bile bizim süper sevgi seli içinde yaşayan harika bir aile olduğumuzu sanır.

Gerçekte ise hepsi koca bir yalandır. Benim toksik ailem işte bu yalanın üzerine kurulu.

Neden bir arada gülmemize izin yok?

Biz kardeşler aslında birbirimizi severiz. Ama uzun süre aynı ortamda pek kalamayız.

Çünkü ne zaman bir araya gelip kendi aramızda espri yapıp gülsek; annem sanki ondan habersiz iş çeviriyormuşuz gibi bir paniğe kapılır.

“Ay bana mı gülüyorsunuz, benimle alay mı ettiniz yoksa?” gibi olmadık şüphelere kapılır. Ortamın neşesini illâ ki bozar.

Sonra bir anda biz üç kardeş durumu toparlayalım derken annem konuları olmadık yerlere getirir.

Geçmişten bir konu açar; fikir ayrılıkları, suçlamalar derken ortam gerilir ve bütün keyfimiz kursağımızda kalır. Hiçbir şey yapamasa bir anda bir yerlerine kramplar girer. Hasta olur ve biz dağılırız.

Onun için yeter ki alem bizi mutlu sansın! Hep aynı.

Kardeşler arasında kurulan görünmez barikatlar

Annem etrafa çaktırmadan hepimizle ayrı ayrı görüşmeye çalışır hep. Bunu yapmak için de kardeşler arasında lâf taşır, pireyi deve yapıp bizi birbirimize düşürür.

Sonra biz kardeşler gerilince de “Madem anlaşamıyorsunuz, görüşmeyin o zaman” deyip işin içinden ustalıkla çıkar.

Yeter ki el âlem onun çok mutlu bir yuvası olduğunu düşünsün. Onun yıldızı parlasın. Çocuklarının birbirine duyduğu hasret ya da aradaki kırgınlıklar onun için hiç önemli değil.

İsyan bayrağını çektim ama “paranoyak” dediler

Son zamanlarda bu durum iyice çığırından çıktı. Olmadık suçlamalarla karşı karşıya kalınca artık isyan bayrağını çektim! Aramızı onun bozduğunu düşündüğümü açıkça söyledim.

Fakat her zamanki gibi, kardeşlerimi de gaza getirip hep birlikte beni paranoyak olmakla, psikolojik sorunlar yaşamakla suçlamaya başladılar.

Gaslighting: Kendimden bile şüphe ettirdiler

Çok sinir bozucu bir durumda kalmıştım: Kendimle ilgili kulağımla duyduğum laflarını “Yok biz senden bahsetmiyorduk ki, nereden çıkarıyorsun?” şeklinde bana suçlama olarak yöneltmeye başladılar.

Bir yandan dedikodumu yaptıklarına emindim. Ama bir yandan da ister istemez “Gerçekten ben mi büyütüyorum acaba?” diye kendimden şüphe etmeye başlamıştım.

Ailesi dışında hiç kimseyle böyle sorunlar yaşamayan ben; acaba gerçekten onların iddia ettiği gibi kafayı onlara takmış bir “sorunlu” olabilir miydim?

İlâhi adalet ve o meşhur WhatsApp mesajı

Fakat işte “Allah’ın sopası yok” derler ya; tam da böyle bir durum oldu.

WhatsApp mesajları süreli olarak silinen annem, hakkımda ipe sapa gelmez bir mesajı yanlışlıkla kardeşime değil bana yolladı!

Üstelik öyle bir mesaj ki, içeriğine baktığınızda geçmişte ne uyduruk suçlamalara maruz kaldığım apaçık ortaya çıkıyordu.

Somut bir kanıt tam da elimdeydi artık. Ama tabii ne oldu; yine “Abartıyorsun” diyerek suçu bana atmaya kalkıştı.

Artık zehirli dedikodu dünyasından emekli oldum

Yine suçlamaya kalksalar da bu sefer yemedim!

Bu zehirli dedikodu dünyasından ailem bile olsa kesinlikle uzaklaşmaya karar verdim. “Madem ben kötüyüm, o zaman görüşmesinler benimle” dedim.

Deli olan, paranoya yapan ben değilmişim ya; gerisi umurumda değil.

Şimdi artık annemin bir ihtiyacı olursa koşuyorum ama kardeşlerimden birinin adını ağzına almasına bile izin vermiyorum.

Onların hayatıyla ilgili bir şey anlatmaya kalkarsa “Hiç merak etmiyorum” deyip kapatıyorum konuyu.

Kırgınlık var ama artık üzülmek yok

Tabii ki kardeşlerime aslında çok kırgınım. Ama gerçeklerden tamamen uzak yaşayıp sadece inanmak istediklerine inanmayı seçiyorlarsa, ben de kendimi daha fazla feda edemem.

Kendi hayatıma bakar, yaşar giderim mis gibi…

Arada bir hâlâ haksızlıklara sinirleniyorum ama en önemlisi ve keyiflisi artık biliyorum: “Deli” olan ben değilmişim.

Bunu iddia edenlere artık sadece gülüyorum: Hah hah haa…

Size de tavsiye ederim.

Bu hikâyede kendinden bir parça bulduysan aşağıya yorum yazabilirsin. Ya da taşıdıkların ağır geliyorsa anonim kalarak “Dök İçini” butonunu tıklayıp yükünü bırakabilirsin. Kim olduğun değil, ne hissettiğin önemli.💬✨

Yorum gönder

GÖZDEN KAÇMASIN