Aileme karşı suçluluk duygusundan kendi hayatımı yaşayamıyorum!
43 yaşında, ekonomik olarak rahat bir hayat süren biriyim. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünüyor ama içimde uzun zamandır taşıdığım bir mutsuzluk var. Bunun sebebi ne işim, ne hayat şartlarım… Asıl mesele aileme karşı hissettiğim bitmeyen sorumluluk ve vicdan yükü.
İyi bir evlat olmakla kendi hayatımı yaşamak arasında kaldım
Varlıklı sayılabilecek bir ailede büyüdüm. Annem ve babam tüm imkânlarını benim için seferber etti. En iyi okullarda okudum, iyi bir meslek sahibi oldum, konforlu bir hayat kurdum kendime.
Onlara karşı her zaman minnet duydum. Zaten çocukluğumdan beri sık sık duyduğum bir cümle vardı:
“Büyüyünce de sen bize bakacaksın.”
O zamanlar sevgi dolu bir beklenti gibi gelen bu sözlerin, ileride hayatımın merkezine yerleşeceğini hiç düşünmemiştim.
Bugün geldiğim noktada ise kendime ait bir hayat kuramadığımı fark ediyorum.
Hayatımdaki her detayın sorumlusu ben oldum
Ailem 70’li yaşlarında ve sağlıkları yerinde olmasına rağmen günlük hayatlarının neredeyse tüm sorumluluğu hâlâ benim üzerimde.
Alışverişten sağlık işlerine, ev düzeninden küçük tamiratlara kadar her şeyle ben ilgileniyorum. Yardımcı tutmayı kabul etmiyorlar. Başka kimsenin ilgilenmesini istemiyorlar.
Zamanla şunu fark ettim: Ben sadece oğulları değil, adeta hayatlarının yönetici sistemi haline gelmişim.
İlişkilerimin neden hep bittiğini şimdi anlıyorum
Üniversite yıllarımdan beri hayatıma giren hiçbir kadını ailem yeterli bulmadı. Hiçbir ilişkim uzun sürmedi.
Bugün geriye dönüp baktığımda sebebi çok net görüyorum: Günde defalarca ailesinden gelen telefonlara cevap vermek zorunda kalan biriyle sağlıklı bir ilişki kurmak gerçekten zor.
Ben fark etmeden hayatımdaki insanlara değil, ailemin beklentilerine göre yaşıyormuşum.
Sınır koymaya çalıştığımda suçluluk başlıyor
Son zamanlarda kendime zaman ayırmak istediğimi söylemeye başladım. Tatil planları yapmaya, küçük kaçamaklar denemeye çalışıyorum.
Ama ne zaman kendime yönelsem mutlaka bir şey oluyor: Ya birinin tansiyonu yükseliyor, ya evde bir arıza çıkıyor, ya da ani başka rahatsızlıklar yaşanıyor.
Yıllarca tekrar eden bu durumlar artık bana tesadüf gibi gelmemeye başladı. Sınır koymaya çalıştığım anda ise başka bir duygu devreye giriyor: suçluluk.
Vicdan azabı yüzünden özgür olamıyorum
Bir yere gittiğimde aklım sürekli onlarda kalıyor. “Ya bir şey olursa?” düşüncesi zihnimi bırakmıyor. Anın tadını çıkaramıyorum. Dinlenemiyorum. Rahatlayamıyorum.
Sanki kendi hayatımı yaşamaya çalışmak bencillikmiş gibi hissediyorum.
Hayatıma giren insanları uzaklaştıran görünmez baskı
Yeni biriyle tanıştığımda onu ailemle tanıştırmayı denedim. Belki alışırlar diye düşündüm.
Ama sonuç hep aynı oldu: İnceden eleştiriler, imâlı cümleler, şaka gibi görünen kırıcı yorumlar… Zamanla insanlar uzaklaştı. Ben de yalnız kaldım.
Her şeye sahip ama mutlu olmayan biriyim
Bugün güzel bir evim var ama keyfini çıkaramıyorum. Param var ama özgürce gezemiyorum. Bu yüzden psikolojik destek almaya başladım. Hatta terapi sırasında bile sürekli titreşen telefonumun terapistimi bile şaşırttığını fark ettim.
Sorunum artık geçici değil; hayatımın merkezine yerleşmiş bir duygu hâline gelmiş durumda.
Geçmişteki kendime söylemek istediklerim
Bugün geçmişteki kendimle konuşabilsem şunu söylerdim: “Aileni sev, yanında ol. Ama onların seni hayatlarının vazgeçilmez organı haline getirmesine izin verme. Kendi hayatını kurmak en doğal hakkın.”
Şimdi adım adım sınır koymayı öğrenmeye çalışıyorum. Umarım bir gün üzerime yapışmış bu suçluluk duygusu olmadan kendi hayatımı yaşayabilirim.
Bu yolda deneyimi olanların tavsiyelerini gerçekten duymak isterim.
Şimdiden teşekkür ederim.
Bu hikayede kendinden bir parça bulduysan aşağıya yorum yazabilirsin. Ya da taşıdıkların ağır geliyorsa anonim kalarak “Dök İçini” butonunu tıklayıp yükünü bırakabilirsin. Kim olduğun değil, ne hissettiğin önemli.💬✨
Yorum gönder