Klavye arkasındaki yaş zorbalığı ve itiraz cehaleti
Yaş zorbalığı neden bu kadar yaygınlaştı? Sosyal medyada özellikle kadınlara yönelen küçümseyici dil, itiraz cehaleti ve dijital taciz üzerine bir değerlendirme...
Teknolojinin gelişmesi herkesin dilediği gibi fikrini ortaya koyması, düşüncesini paylaşması ve sesini duyurması açısından sayısız olanak sağlıyor şüphesiz. İletişimin bu denli kolay ve ulaşılabilir hale gelmesi, özellikle sosyal medyada herkese eşit ve adil bir kendini ifade etme fırsatı sunuyor.
Fakat deyimi yerindeyse “klavyesi olanın konuştuğu” bu mecra, beraberinde büyük bir cehalet ortamına da zemin hazırlamış durumda.
Sosyal medya artık herkesin kendini uzman sandığı, laf çakmanın maharet sanıldığı bir çöplük gibi gelmiyor mu bazen size de? Bu ortamın en dikkat çekici örneklerinden biri ise özellikle kadınlara yönelen yaş zorbalığı.
Ne idüğü belirsiz, iki kelimeyi en temel dil bilgisi kurallarına göre yazmayı bile bilmeyen yığınlar; yıllarını mesleğine adamış donanımlı insanları aşağılama hakkını kendinde görebiliyor.
Bu konu çok geniş. Ama benim şu an dikkat çekmek istediğim konu, özellikle kadınlara sözüm ona küçümseme amaçlı yapılan “yaş zorbalığı”.
Fakat bunları, bu zorbalığa uğrayan kadınları koruma amaçlı yazmıyorum. Onların çoğu kendini korumayı zaten biliyor. Benim dikkat çekmek istediğim konu; laf çarparak popüler olduğunu sanan bu boş kafaların yarattığı “tiksinti” duygusuna ayna tutmak.
“İtiraz kültürü” mü, “itiraz cehaleti” mi?
Ülkenin en ünlü aktrislerinden biri olabilirsiniz. Yüzlerce başarılı habere imza atmış bir gazeteci, binlerce hayat kurtarmış bir hekim veya zorlu davalar kazanmış bir hukukçu olabilirsiniz. Yine de bu bazıları için fark etmiyor.
Hiçbir düşünce, tartışma veya bakış açısı içermeyen bir “itiraz kültürü” gelişmiş durumda. Ya da daha doğru bir ifadeyle: “İtiraz cehaleti!”
Fikrine katılmayanın başvurduğu en önemli sıfat ise güya aşağılama maksadı taşıyan “teyze” sözcüğü. Kadın herhangi bir konuda görüşünü yazıyor, hemen ne alakaysa yaşa bir gönderme:
“Sen git yat teyzem,”
“Bırak artık bu işleri teyze sen,”
“Bak sen teyzeme” gibi sayısız içi boş laf zorbalığı…
Bir kere öncelikle şundan emin olunmalı: Hem kariyerinde hem de kişisel gelişiminde yol almış hiçbir kadın bu aşağılama sanılan sözlerden incinmiyor. Umulduğu gibi kalbi kırılmıyor.
Kendini artık işe yaramaz biri gibi falan hissetmiyor. Sadece hiçbir mantık, akla dair bir işaret, dikkate almaya değer bir fikir göremediği bu tipolojiden tiksiniyor.
Yaş zorbalığının sokaktaki kirli yüzü
Elbette fikirler tartışılır, itirazlar dile getirilir. Hatta bunlar kişileri fikri anlamda rahatsız da edebilir.
Görüş alışverişinde bulunmak sosyal medyanın en büyük avantajı zaten. Fakat başkalarının hayatlarına hükmetme amacı taşımayan, zaten böyle bir yetkisi de olmayan insanları bu derece rahatsız etmek neden?
İnsan neden durduk yere bir başkasını taciz eder konuma düşürür kendini? Neden bir başkasının hayatında mide bulantısı hissi yaratmayı maharet sanır?
En büyük itirazlar bile belli bir saygı çerçevesinde yapıldığında kabul görürken, bu “tacizci olma hevesi” nereden geliyor? İnsan neden karşısındaki kişiye güzel bir enerji yaymak varken zehirli bir mutsuzluk enerjisi yaymayı ister?
Üstelik bu konudaki zorbalık sadece sosyal medyayla sınırlı da değil.
Bekâr kadın mısınız; o halde evde kalmışsınızdır bu tuhaf kitleye göre. “Git seviş rahatlarsın” diyen terbiyesizler mi ararsınız? “Menopozlu karılar” diyerek bir doğal yaşam evresini hakaret olarak kullananlar mı ararsınız.
Hepsini görüyoruz.
Bir seferinde bir semtte trafik kurallarının uygulanması için düzenlenmiş bir eyleme tanık olmuştum. Semt sakinleri, en son bir çocuğun ezilmesi sonucu sık sık meydana gelen kazalara dikkat çekmek istemiş.
Bunun için de zaten kapalı olması gereken yolu olmaması gereken trafiğe kapatmış.
Aklı mantığı çalışan herkes eyleme destek verirken, bir yan yoldan geçmemek için eylemcilere bağırıp çağıran tipler de olmuştu.
En cahilce ve terbiyesizce yapılanı ise kadın gruba “evde canı sıkılan menopozlu karıların işi” deyip aracıyla uzaklaşan bir sürücü olmuştu.
Çok büyük laf ettiğini sanıp kendince havalarla giden bu insan müsveddesi, arkasından bıraktığı foseptik kokusunu hiç duymamıştı kuşkusuz.
Sonradan öğrendiğime göre eylemi yapanlar arasındaki o kadınlar; insanlar ölmesin, sakat kalmasın diye sokağa çıkmış profesör, hukukçu, hekim gibi meslek sahibi kadınlarmış.
İnsan gerçekten merak ediyor; bu öfke niye? Bu hakaretle galip gelme yarışında nasıl bir cehalet sergilediğinin görünmediğini mi sanıyor bu insan formundaki tipler?
Tecrübenin bilgeliğine ne ara düşman olduk?
Üstelik hem psikolojide hem de sosyolojide kabul görmüş bilimsel bir gerçek var: Bireyin gelişiminin yaşam boyu süren bir öğrenme süreci olarak değerlendirilmesi. Fakat yaşlanmak, kültürden kültüre farklı şekillerde algılanır.
Batı toplumlarında gençlik kutsanırken, Doğu toplumlarında yaşlanmak “bilgelik” olarak değer görür. O nedenle gençliğin kutsandığı toplumlarda insanlar genç görünmek için büyük çabalar içine girer.
Peki gençliğin kutsandığı toplumlarda bile hangimiz tecrübenin getirdiği bilgeliğe muhtaç kalmayız?
Yaşı bir aşağılama aracı olarak kullanan kişiler hayatını emanet ederken hiç ameliyat yapmamış genç bir hekimi mi, yoksa binlerce insanı sağlığına kavuşturmuş birine mi ihtiyaç duyar?
Veya davasını hiçbir mahkemeyi kazanmamış bir hukukçuya mı emanet eder, yoksa yüzlerce dava kazanmış bir hukukçuya mı?
Evinizi hiç ev inşa etmemiş bir mühendise mi yaptırırsınız, yoksa pek çok sağlam bina inşa etmiş birine mi?
En basit bir ev tadilatında bile usta varken kim çırakla çalışmak ister?
Klavye arkasında kaybolan saygı
İşte ben, gençlere yaşlarıyla övünmek yerine iş ararken karşılaştıkları bu zorluğu da hatırlatmak isterim: “Hem genç hem tecrübeli nasıl olacağız?” şeklindeki o çok haklı isyanlarını…
İnsan gerçekten de gençken o günlerin hiç bitmeyeceğini sanıyor. Ancak hiç kimse de 20’li yaşlarından 60’lı yaşlarına ışınlanarak gelmiyor. O nedenle yaş almış olmak kimsede sürpriz bir şok etkisi falan yaratmıyor.
İşin en önemli kısmı da; yaptığınızı sandığınız bu aşağılamaları, küçümsemeleri, incitme çabalarını bu insanlar tınmıyor bile.
O nedenle buradaki konumuz yaş almış insanları üzmeniz değil. Kendinizi neden toksik, mutsuzluk enerjisi yayan, insanların tiksintiyle uzaklaşmak istediği varlıklara dönüştürüyorsunuz? Soru bu.
Düşünsenize; bugün milenyumda doğmuş biriyseniz bile, şu an doğmuş bir bebekten çeyrek asırdan fazla yaşlısınız demektir.
O nedenle insanları rahat bırakın. Fikirleri yenecek vizyonunuz yoksa çekilin. Bu güne kadar yaşamda kalmayı başarmış insanların hayatında mide bulantısı unsuru olmayın.
Tek bir kişinin hayatında bile olsa…
Bu hikâyede kendinden bir parça bulduysan aşağıya yorum yazabilirsin. Ya da taşıdıkların ağır geliyorsa anonim kalarak “Dök İçini” butonunu tıklayıp yükünü bırakabilirsin. Kim olduğun değil, ne hissettiğin önemli… 💬✨
Yorum gönder