Cimriliğin bu kadarı ayrılığa sebep mi sizce?
İki yıldır birlikteyiz. Çok seviyoruz, çok iyi anlaşıyoruz, hatta evlenmeye bile karar vermiştik. Ama ben artık bazen ayrılmayı düşünüyorum. Sebebi ne mi? Sevgisizlik değil, aldatma değil; hayatımızı bir kâbusa çeviren o bitmek bilmeyen “tasarruf” inadı ve derinlerde yatan o korkutucu kıtlık bilinci.
Ruh ikizimi bulduğumu sanmıştım
Tanıştığımızda ruh ikizimizi bulmuş gibiydik. Ortak zevklerimiz, hayata bakışımız, mizah anlayışımız; her konuda uyum içindeydik.
Tek farklı yönümüz onun biraz el sıkı, benim ise biraz savurgan olmamdı.
Aslında ben de savurgan değilimdir ama onun arkadaşlarının arasında da bazen alay konusu olan “tasarruf sever” hali yanında ben ister istemez öyle görünüyordum.
Tasarruf konusunda ondan çok şey öğrendim
Ama ne yalan söyleyeyim; ondan bu konuda çok şey öğrendim.
Yakın mesafelerde taksiye binmek yerine yürümek, toplu taşıma kullanmak, markette ilk gördüğümü sepete atmak yerine uygun fiyatlı olanlarını aramak gibi alışkanlıklar edindim.
Pahalı kozmetikler yerine doğal ürünler kullanmaya başlamak gibi pek çok işe yarar yöntem sayesinde, bu ekonomik krizde para bile biriktirmeye başladım.
Başlarda bu durumu bir “denge” olarak gördüm; o beni dizginliyor, ben ona hayatın tadını hatırlatıyordum.
Elektronik eşyalar bile onun için birer lüks
Onda ise durum çok daha farklı bir boyuttaydı. Lüks tüketim olarak gördüğü hiçbir eşyayı evine sokmuyordu.
Airfryer, kahve makinesi, hatta elektrikli mutfak robotu bile onun dünyasında tüketim çılgınlığının dayattığı lüzumsuz unsurlardı.
Hak vermiyor da değildim; kahveyi cezvede pişirmek veya el blender’ı kullanmak da gayet normaldi. Zaten kriz ortamında dışarıda yemiyor, sadece bazen arkadaşlarla iki kadeh bir şeyler içiyorduk.
Onun en ucuz mekanları bulup buluşmaları organize etmesi arkadaşlarımız arasında takdir de topluyordu.
“Onun hayatı” deyip sustuğum abartılı alışkanlıklar
Ancak işin rengi yavaş yavaş değişmeye başladı.
Parası çok yeterli olduğu halde evinde kombiyi soğuk denecek kadar düşük tutması, buzdolabının genelde boş olması beni ürkütüyordu.
Sıvı sabun şişelerinin içine su doldurması, kâğıt havluyu israf gibi görmesi gibi bana göre abartılı pek çok alışkanlığı vardı.
Ama sonuçta bu onun evi ve onun hayatıydı. “Evlenince orta yolu buluruz” diye düşünerek çok da değiştirmeye çalışmamıştım.
İşten çıkarılınca başlayan o büyük panik
Fakat her şey aniden işten çıkarılmasıyla alt üst oldu. Çok rahat yeni bir iş bulabilecek durumda olmasına rağmen korkunç bir paniğe sürüklendi.
Sonra evimi kiraya verip ona taşınmamı teklif etti. “Hem zaten evleneceğiz, ileride iki evi de satar daha büyük bir yere taşınırız” dedi.
Aslında benim için erken bir karardı ama zor günleri birlikte atlatmak adına kabul ettim. İşte ne olduysa ondan sonra oldu; hayatım tam bir kâbusa döndü.
Zeytinin en küçüğü, peynirin en kötüsü
Market alışverişlerinde her şeye karışmaya başladı.
Zeytinin en küçüğü, peynirin en kötüsü, yumurtanın en ucuzu derken iş; nerede üretildiği belli olmayan sağlıksız yağlara, parça parça dökülen tuvalet kâğıtlarına ve kalitesiz deterjanlara kadar geldi.
Kendi evimden getirdiğim mutfak aletlerini kullanmam zaten sorun oluyordu, artık doğalgazı bile kısıkta yakmaktan hasta olmaya başladım.
Evde bitmeyen kombi kovalamacası
Evin içinde bir kovalamacaya dönüştü kombiyi açıp kısmamız. Ben donuyorum açıyorum, o gidiyor kısıyor. Bıraksanız battaniye altında oturacağız onun için hiç sorun değil.
Çocukluğunun yoksulluk içinde geçtiğini biliyorum ama kısa süre içinde yeni iş bulduğu halde bu huyu düzelmedi. Bırakın kendime bir kazak almayı, bir çift çorap alsam “Vardı ya senin bir sürü çorabın” diye eleştiriyor.
“Aç kalacağız” korkusuyla geçen bir ömür
Bütün bunları kavga ederek de yapmıyor, genelde şaka ile söylüyor ama eve bir sucuk alsam “Aç kalacağız ileride böyle giderse” diye beni korkutuyor.“Yahu” diyorum, “Biz zaten şu an açız senin yüzünden!”
Paramız varken sırf ucuz diye kireç gibi peynir yemekten, ikinci çeşit zeytini alırken kırk kere düşünmekten yoruldum artık.
Ben şımarık biri değilim; ülkemizde pek çok insanın zor şartlarda yaşadığını biliyorum. Fakat günde 10 saat mesai yapan bir insan olarak, kazandığım parayla istediğimi yiyemeyeceksem bu çalışmanın ne anlamı var?
Kıtlık bilinci ve aşılmayan duvarlar
Konunun sadece para olmadığını, bunun kronikleşen bir cimrilik ve kıtlık bilinci olduğunu ona anlatamıyorum.
İnternetten videolar, yazılar buldum ama nafile; “Babam bu evi tasarruf ederek aldı” diyerek her türlü kısıtlamayı savunuyor.Artık eve misafir davet edemez oldum, gerisini siz düşünün.
Aileme tam anlatamıyorum, bir arkadaşım ise “Böyle hayat geçmez” diyor. Seviyorum ama bu gereksiz yokluk içinde yaşamak istemiyorum.
Sizce cimriliğin bu kadarı da çok fazla değil mi?
Ne yapayım ben?
Bu hikâyede kendinden bir parça bulduysan aşağıya yorum yazabilirsin. Ya da taşıdıkların ağır geliyorsa anonim kalarak “Dök İçini” butonunu tıklayıp yükünü bırakabilirsin. Kim olduğun değil, ne hissettiğin önemli… 💬✨
Yorum gönder