Sessizce ezilmeli miyim yoksa savaşmalı mı? İşyerindeki o “Nilaylar” ne istiyor?

İşyerinde başarıları sabote edilen kadın toplantıda

İşyerinde parladığınız için mi dışlanıyorsunuz? Başarısı cezalandırılan, “Ay çen çok mu çalışkanşın?” tacizine uğrayan bir gencin isyanında belki de kendinizi bulacaksınız… Peki işyerinde başarı neden cezalandırılır? Bu dışlanmanın ardındaki nedenlere sosyolojik bir bakış ve kısa bir değerlendirme…

Şu an o kadar kızgın, o kadar büyük bir iç sıkıntısı içindeyim ki nasıl anlatacağımı bilemiyorum.

Bir kafede oturmuş; işyerindeki bir avuç işe yaramaz, tembel geri zekâlının başarılarımı nasıl cezalandırmaya çalıştığını düşünüyor ve deliriyorum.

Şeytan diyor; şu öğle tatili bitsin, dal o şirkete, bir güzel dağıt ve yaptıkları bütün kötülükleri vur yüzlerine avaz avaz, sonra da bas git!

Aklı başında birilerinin bana ne yapmam gerektiğini söylemesine o kadar çok ihtiyacım var ki.

Çember daralırken gelen “terfi”

Olay şu: Birkaç ay önce işyerimizde büyük bir işten çıkarılma operasyonu oldu. Ben kaldım ama hiçbir şeyin garantisi yoktu.

Çember daraldığı için giderek topun ağzına geldiğimi hissettim. İki çok sevdiğim arkadaşım da çıkarılınca, o departmanda kalmanın bir anlamı kalmadığını düşündüm.

Yaratıcılığımı kullanabileceğim başka bir bölüme geçmeye karar verdim. Bin bir korkuyla genel müdüre gittim. Daha ilk cümlemde transferim gerçekleşti!

Müdür, “Sevgili Ç., senin gibi sorumluluk sahibi, başarılı bir elemanı istediği her bölümde çalıştırırım,” dedi. Hatta yeni departmana benimle gelip beni bizzat takdim etti.

Müdürün bu tavrı beni onore etti ama benim mutluluğum, yeni mesai arkadaşım olacak o gıcıklarda soğuk duş etkisi yaptı.

Gıcık kokoşlar ve “Nilay” modu

Önce yarım ağız bir “hayırlı olsun” dediler, sonra bir sürü sorgu sual…

Tehdit unsuru olmamak için kimsenin uzmanlık alanına değecek işlere girişmedim. Herkesin burun kıvırdığı “antin kuntin” işleri topladım, bir yandan da kendi proje önerilerimi geliştirdim.

Ama ne yapsam nafile! Tam bir “yabancı” muamelesi görmeye başladım. Kaç yıldır tanıdığım tipler olmalarına rağmen ne yemeğe çağırıyorlar ne bir molaya.

Asıl mesele ise sessiz bir tacize dönüştü. Hele bir herif var; kendini yakışıklı, dayanılmaz bir cazibe sanıyor. Her Allahın günü alay eder gibi “Ne oldu ya senin proje yattı mı?” diye sorup durdu.

Proje ortaya çıkıp şef tarafından beğenilince ne oldu dersin? Rezil olmamak için “eline sağlık” bile diyemedi, görmezden geldi.

Bir de o gıcık kokoşlar var… Aralarından birini bana laf geçirmekle görevlendirmişler sanki. Her toplantıda bebek konuşmasıyla “Ay çen çok mu çalışkanşın?” diye aklı sıra dalga geçiyor.

Diğer ikisi de Kızılcık Şerbeti’ndeki Nilay gibi dudaklarını büküp buna destek oluyor. İşin kötüsü, şef de onların hazımsızlığından etkilenip fikirlerimi başkasına yaptırmaya kalkıyor.

Dayanamayıp “Yok artık!” deyince de adımız “hırslı”ya çıkıyor. “Sanki aralarında yazısız bir anayasa imzalamışlar; kural bir: Çalışanı dışla, kural iki: Mevcut düzeni koru. Ben buna resmen ‘eziklerin kutsal ittifakı’ diyorum.”

Ezilmeye devam mı, “savaş baltaları” mı?

Benim yükselmek gibi bir derdim yok. Sadece çalışmayı seviyorum. Bu asalakların amacı ise kendileri çalışmak istemedikleri için benim de çalışmamı engellemek.

Genel müdüre gitsem beni “huzursuz” biri gibi gösterecekler, biliyorum.

Şimdi önümde iki seçenek var: Ya işime odaklanıp bunların beni eziklemesine aldırmadan var olmaya çalışacağım ya da savaş baltalarımı çıkarıp çevirdikleri tüm numaraları yüzlerine vuracağım. Bu dışlanma, bu yabancılaşma içimi artık acayip sıkmaya başladı. Bir yol gösteren olsa…

Sessizce ezilmeli miyim yoksa savaşmalı mı? İşyerindeki o “Nilaylar” ne istiyor?

Editör’ün notu: “Vasatlığın Kutsal İttifakı”

Paylaşımda tanık olduğumuz durum, sosyolojide rastlanan bir “Grup İçi Dinamik ve Statü Tehdidi” vakası. Kapalı gruplar, kendi ortalama verimliliklerini korumak için, çıtayı yükselten ve “yeni” gelen kişiyi sabote ederek sistemi dengede tutmaya çalışabilir. Paylaşımcımızın yaşadığı dışlanma, aslında liyakatin değil; grubun konfor alanının savunulması: Bir yerde vasatlık kural haline gelmişse, başarı “huzur bozan” bir unsur olarak algılanabilir.

Bu hikâyede kendinden bir parça bulduysan aşağıya yorum yazabilirsin. Ya da taşıdıkların ağır geliyorsa anonim kalarak “Dök İçini” butonunu tıklayıp yükünü bırakabilirsin. Kim olduğun değil, ne hissettiğin önemli.⚡️💬

Yorum gönder

GÖZDEN KAÇMASIN