İnsanlar mı çok bencil, ben mi aptalım?

Hayatım boyunca yardım etmeyi bir seçim değil, bir nefes alma biçimi olarak gördüm. Ancak geçirdiğim ağır hastalık süreci bana acı bir gerçeği öğretti: Değişen şey benim iyiliğim değil, artık kimin için seferber olacağımı belirleyen sınırlarım. “İnsanlar mı çok bencil, yoksa ben mi fazla vericiyim?” sorusunun cevabını aradığım bu iç döküşte belki siz de kendinizden bir parça bulacaksınız…

Yardım etmek benim için bir seçim değildi

Kendimi bildim bileli yardımsever bir insanım. Çevremdekilerin imdadına koşmak, sorunlarını dinlemek, çözüm bulmaya çalışmak benim için sadece bir davranış değil; hem insani bir sorumluluk hem de kendimi iyi hissetme biçimiydi.

Aslında bunun “yardımseverlik” olarak adlandırıldığını bile çok sonradan fark ettim. Çünkü büyüdüğüm mahallede yardımlaşma özel bir erdem değil, hayatın doğal akışıydı.

Komşu hastalanınca “yemeğin var mı?” diye sorulmazdı; yemek yapılır, kapısı çalınırdı.
Bir akraba hastaneye yatınca herkes seferber olurdu. Para olmasa bile emek paylaşılır, dert varsa dinlenirdi.

Küçük kırgınlıklar olurdu belki ama kimse kimseyi zor zamanında yalnız bırakmazdı.


Hayat değişti ama ben değişmedim

80’li yılların sonunda doğmuş biri olarak hayatı böyle öğrendim. Ancak yıllar geçip büyük şirketlerde çalışmaya başlayınca ve insanların birbirine daha uzak yaşadığı bir şehir düzenine girince, hayatın artık eskisi gibi olmadığını fark ettim.

Yine de bunu büyük bir mesele yapmadım.

Uzun süre çalıştığım şirkette iyi arkadaşlıklar kurduğumu düşündüm. Hayat şartları değişmiş olsa da ben değişmedim. Kim neye ihtiyaç duyuyorsa, talep bile etmeden yanında oldum.

Kendim için bir şey istemek ise aklıma pek gelmedi.


Her şeyi değiştiren hastalık süreci

Geçtiğimiz aylarda geçirdiğim uzun hastalık sürecine kadar…

Arkadaşlarımdan büyük beklentilerim olduğunu sanmıyordum. Ama ben onların ihtiyaç anlarında yanlarında olduğum için, aynı şeyi benim için de yapacaklarını düşünmüşüm. Yanılmışım.

Bu süreç, yanımda sandığım insanların aslında ne kadar uzak olduğunu gösterdi.


“Arkadaşların” bitmeyen mazeretleri

Ailemi üzmemek için hastalığımı onlara söylemediğimden oldukça yalnız kaldım. Ama arkadaş sandığım insanların tavırları beni asıl şaşırtan şey oldu.

Hastalandığımı bilip “Niye haber vermedin?” diye sitem edenler, sosyal medyada eğlenirken “Arayamadım, çok yoğundum” diyenler, günlerce geri dönüş yapmayanlar…

İki ay içinde hepsini gördüm.


Kırık karton kâsedeki soğuk çorbanın öğrettikleri

Bir zamanlar hastalandığında tatilini yarıda kesip yanında kaldığım bir arkadaşım, bana uğramaya bile çekindi. “Bulaşıcı değildir inşallah” demekle yetindi.

Ama asıl unutamadığım şey başka oldu. Evlenirken büyük destek verdiğim birinin getirdiği, poşetin içine dökülmüş, kırık karton kasedeki buz gibi çorba…

O çorba bana insanların değil, beklentilerin kırıldığını öğretti.

Bir de eksikliğimi sadece eğlence ortamlarında hissedip “Hadi iyileş de ortamlara dönelim” diyenler vardı. Onları düşünmemeye çalışıyorum.


Suçu kendimde aradım

Günlerce kendimi sorguladım. “İnsanlar mı kötü, yoksa ben mi hata yaptım?” diye düşündüm. Hatta bazı anlar tamamen bencil biri olmaya bile karar verdim.

Ama sonra şunu fark ettim: Onlar değişti diye ben de değişirsem, kendim olmaktan vazgeçmiş olacaktım.

Gerçek değerimi bilen birkaç insanın desteğiyle bunu aşabildim.


Artık aynı insan değilim

Şimdi daha iyiyim, çok şükür. Ama eski ben değilim.

Zor günümde yanımda olmayan insanlar şimdi bana “çok değiştin” diyor. Oysa değişen şey iyiliğim değil; sınırlarım.

Bu hastalık bana şunu öğretti: İyilik güzel bir şey ama hak etmeyene koşarak gitmek erdem değilmiş.


Hâlâ aynı soruyu soruyorum

Yine de insanların nasıl bu kadar bencil olabildiğine şaşırmadan duramıyorum. Birisi zor durumdaysa hâlâ yardım edebileceğim bir şey olup olmadığını soruyorum.

Sonra gülerek bu kez kendime dönüyorum: “İnsanlar mı çok bencil, ben hâlâ mı aptalım yoksa?”

Bu hikayede kendinden bir parça bulduysan aşağıya yorum yazabilirsin. Ya da taşıdıkların ağır geliyorsa anonim kalarak “Dök İçini” butonunu tıklayıp yükünü bırakabilirsin. Kim olduğun değil, ne hissettiğin önemli.💬✨

Yorum gönder

GÖZDEN KAÇMASIN